İletişim Bilgileri

BODRİUM BODRUUM BODRUMTHERMAL TATİLKÖYÜ BODRUM TERMAL 0212 5401616

  • Yetkili Kişi: BODRUUM TERMAL
  • Telefon numarası: +90 (212) 540-16-16, 05055773460
  • Adres: muğla milas, milas, Muğla, 32000, Türkiye

Sitedeki güncellemeler

KAPLICA NEDİR

KAPLICA NEDİR
BODRİUM TERMAL TATİLKÖYÜ KAPLICA NEDİR

06.11.2011 00:00

AKNE HASTALIKLARI,
EGZAMA,
Egzama derinin kurumasına, kızarmasına ve pul pul dökülmesine neden olan bir cilt hastalığıdır. Deri ateşlenip çok fazla kaşınabilir ve kaşıma derinin zedelenip enfeksiyon kapmasına neden olabilir. Egzama bulaşıcı değildir. Egzama derinin iltihaplanması için kullanılan bir terim olan dermatit olarak da bilinir. Atopik egzama en çok bilinen egzama türüdür ve saman nezlesi ve astım ile ilişkilendirilir. Atopik egzamaya yakalanma eğilimi kalıtsal olarak miras alınmasına rağmen çevresel etkenlerden de oldukça fazla etkilenir. Atopik; maddelere (alerjik maddelere) karşı aşırı hassasiyet anlamına gelir. En yaygın alerjik maddeler ev toz akarları, tüy, polen, kedi ve köpek tüyü ve bazen de inek sütü, yumurta ve fındık-fıstık gibi gıda maddeleridir. Atopik egzama 3 aylık bebeklerde genelde yüzde başlayıp sonra da kol ve bacak dış yüzeyine ve vücuda yayılabilir. Daha büyük çocuklarda cildin hemen hemen her yerinde ortaya çıkabilir ancak özellikle dirseklerin ön kısmında; diz ve bileklerin arkasında; ayak bileği ve boyunda olmak üzere genelde kol ve bacakların kırışıklıklarında görülür. Atopik egzama İngiltere’de küçük çocukların yaklaşık %15 ile 20’sini etkiler. Atopik egzama çocukların %70’inde gençlik dönemine gelindiğinde ortadan kaybolur ve çoğunda 4-5 yaşına kadar büyük ölçüde temizlenir. Yetişkinliğe kadar iyileşmediğinde egzama genellikle vücut kırışıklıkları, yüz ve elleri etkiler. Atoik egzamanın görülme oranı son yıllarda artmıştır.

MİDE RAHATSIZLIKLARI,
ŞEKER HASTALIĞI, Diyabet kronik, pankreasın yetersiz veya hiç insülin üretmemesiyle karakterize, şeker yüksekliğiyle seyreden bir hastalıktır. insülin, şekerin enerji olarak kullanılabilmesi için hücreye girmesini sağlamakta gerekli bir hormondur. İnsülin miktarının veya etkinliğinin azalmasına bağlı olarak kan şekeri yükselir.
(Hiperglisemi) Bu durum uzun dönemde birçok doku ve organlarda hasara yol açar. Diyabetin iki önemli ve belirgin tipi vardır:
Tip 1 diyabet Tip 1 diyabet otoimmün mekanizmalara bağlı olarak insülinin pankreasta hiç üretilmediği ya da çok az üretildiği tiptir. ‹nsülin vücutta hiç bulunmadığından, diyabet ancak insülin enjeksiyonu veya pompayla tedavi edilebilir. Ayrıca tip 1 diyabete juvenil diyabet de denir. Genellikle çocuk yada genç erişkin çağda ortaya çıkar.
Tip 2 diyabet
Tip 2 diyabet daha çok insülin direnciyle karakterizedir. Tip 2 diyabette insülin yeterince düzenli salınıp etkili olamamaktadır. Aslında insülin miktarları normal, hatta fazla bile olabilir. Sıklıkla egzersiz ve diyet, tedavide en etkin yöntemlerdir. Bununla beraber tedaviye ilaç ve bazen insülin de eklemek gerekebilir. Tip 2 diyabet en sık görülen tip olup toplumda rastlanma sıklığı oranı %90’dır ve dünyada yaklaşık 246 milyon insan tip 2 diyabetlidir.
Her iki tip şeker hastalığı da ciddi etkileri olan hastalıklar olup çocuklarda her iki tip diyabet de oldukça sık bulunmaktadır. Rastlanma sıklığındaki artış, özellikle çocukları korumanın ciddiyeti açısından önemlidir. DİĞER DİYABET TİPLERİ:
Üçüncü tip diyabet ise hamilelik döneminde görülen tiptir. Bazen gebelikten sonra kalıcı olabilir.
Bazı çocuklar tip 1 ve tip 2 arası mixt tip diyabet belirtileri gösterirler. Bu tip diyabete hybrit de denir. Çifte diyabet olarak da adlandırılan bu diyabet tipi, özellikle şişman çocuklarda çok görülmektedir.
Bunlara ek olarak bir de ileri yaşta görülen, tip1 benzeri diyabet vardır, MODY adı verilir.
SİZİN ÇOCUĞUNUZDA DA DİYABET OLABİLİR Mİ?
Diyabetin çarpıcı belirtileri:
• Sık idrara çıkma,
• Aşırı susama,
• Terleme,
• Sık acıkma,
• Kilo kaybı,
• Halsizlik,
• Konsantrasyon bozukluğu,
• Bulanık görme,
• Karın ağrısı ve kusma, sık hastalanmadır.

DİPABETİN KOMPLİKASYONLARI:
Diyabet hayat boyu süren, dikkatle izlenmesi gereken, iyi kan şekeri kontrolünün şart olduğu bir hastalıktır.
İyi olmayan takip ve kontrol yüksek şekere ve uzun dönemde birçok organda hasara neden olur.
• Kalp hasarı: Sıklıkla kalpte ve damarlarda ölümcül zararlara yol açar. Özellikle kalp damarları tıkanabilir, kalp krizi yaşanabilir.
• Böbrek hasarı: Diyalize kadar götürebilir ve böbrek nakline gereksinim duyulacak kayıplar yaşanır.
• Sinir hücreleri: Sinir hücreleri hasar görür, buna bağlı ayak yaraları olabilir.
• Göz hasarı: Göz hasarı kapsamında retina kanamaları ve buna bağlı görme kaybı meydana gelir.
DİYABETİK KETOASİDOZ (DKA):

Genellikle kötü kontrollü yada tedavi almayan tip1 diyabetlilerde görülür. Vücut, şekere ihtiyacı olmasına rağmen insülin olmadığından şekeri başka yollarla elde eder. Bu yol, yağlardır ve yağlardan şeker elde ederken bu normal olmayan üretim aynı zamanda keton oluşmasına da neden olur.

KETON ARTIŞI VE BELİRTİLERİ:
• Hızlı nefes almaya,
• Kalp atışında artışa,
• Karın ağrısına,
• Kusmaya,
• Halsizlik ve ağızda elma çürüğü kokusuna neden olur.
Diyabetik ketoasidoz dünyada tip 1 diyabetli çocukların ölümüne neden olmaktadır. Eğer tedavi edilmezse %100 ölümcüldür. Genellikle beyinde şişme (edem) ile ölüm olur ve bu ölüm nedeni çocuklara özgüdür..
Yeni başlayan tip 1 diyabetli çocukların %40’ında DKA görülür. Özellikle daha tanı konulmamış çocuklarda, yüksek şekerin uzun süre devam etmesi şiddetli ketoasidozise neden olur. Tanı konulamayan tip 1 diyabetli çocukların en önemli belirtilerinden biri ise gece terlemesidir. Yatak ıslak uyanırlar. Bu gibi ön bulguları anlatan posterler geçen yıl italya’da ailelerin çocuklarındaki hastalığı daha erken görmesini sağlamış ve ketoasidoz vakaları %78 den %12.5’a inmiştir.
Diyabetli çocuklar tam sağlıklı ve üretken bir yaşam sürebilirler…
Dünyadaki diyabetli nüfusu 20 yıl içinde 380 milyonu bulacak!..

OBEZİTE (ŞİŞMANLIK),
Obezite, insan vücudunda yağ hücresi(leri)nde depolanan doğal enerji rezervlerinin ciddî risk oluşturacak düzeyde artması ve sonuçta ölüm oranlarının kaçınılmaz olarak yükselmesi ile karakterize bir hastalıktır. Yağ dokusu rezervlerindeki bu artış kişinin biyolojik özellikleri, psikolojik yapısı ve çevresel faktörlerin henüz aydınlatılamamış kompleks ilişkisi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Vücut ağırlığındaki fazlalığın Koroner kalp hastalıkları, Tip 2 Diyabet, İnme (beyin damarlarının tıkanması sonucunda gelişen felç), Uyku Apnesi, Osteoartrit ve Sosyal İzolasyon gibi ciddî hastalıklarla olan ilişkisi bilimsel çalışmalarla ispatlanmıştır. Obezite geleneksel yöntemler ile tedavi edilebilen basit bir fazla kilo sorunu değildir, yüksek sağlık riskleri taşıyan ciddî bir klinik hastalık ve tehlikeli bir toplumsal sağlık sorunudur.
Vücut kitle indeksi (VKİ) insanlarda fazla vücut yağ fazlalığının değerlendirilmesi için en yaygın kabul edilmiş parametredir. VKİ tedavinin etkinliğinin ve kişinin taşığı riskin değerlendirilmesi için klinik çalışmalarda ve epidemiyolojik (toplumsal) araştırmalarda özellikle kolay uygulanabilirliği nedeniyle kullanılmaktadır.
Basitçe VKİ = vücut ağırlığı (kg) / boy (m)2 olarak formülize edilmiştir.
VKİ tek başına kesin tanı koydurabilen bir yöntem değildir, bu nedenle tıp profesyonelleri klinik ortamda kişinin yaş, cinsiyet, kas kitlesi, etnik kökeni ve vücut yapısını çeşitli antropometik ölçümler ile inceleyerek risk oranlarını belirlemektedir. Ancak bu oran kişinin karşı karşıya oldugu durum hakkında mantıklı bir fikir vermektedir.
VKİ klinikte kullanılan pratik bir formül olmasına rağmen, kişinin yağ doku / kas dokusu oranı hakkında bilgi verememektedir. Vücut kompartmanlarının belirlenmesinde direkt ve endirekt ölçüm yöntemleri yapılmaktadır.

GUT RAHATSIZLIĞI, Gut bazı eklemlerde ani ve şiddetli gelişen ağrı, hassasiyet, kızarıklık, şişme ve sıcaklık artışı nöbetlerine neden olan bir hastalıktır. Genellikle tek eklemi, sıklıkla da ayak baş parmağını etkiler. Bununla birlikte diz, ayak bileği, ayak, el, el bileği ve dirsek eklemleri de etkilenebilir. Nadiren bazı hastalarda ilerleyen dönemlerde omuz, kalça ve omurga tutulumu gelişebilir.
Gut genellikle üç fazda seyreder:
1.Eklemde ani başlayan sıklıkla 5-10 gün süren şişme ve ağrı.
2.Şikayetlerin olmadığı bir dönem ve bunu takip eden şiddetli alevlenme.
3.Pek çok alevlenmeden sonra, zaman içinde tedavi edilmediği takdirde bir veya daha fazla eklemde, hafiften orta dereceye kadar ağrı, devam eden şişme ve hareket kısıtlılığı.
Gut herkese aynı şekilde etkilemez. Bazı insanlar bir tek atak geçirirler ve bunlarda başka hiçbir problem görülmezken bazılarında ise zamanla eklemlerde hasara ve ağrıya yol açan şiddetli ataklar görülür. Gutun kesin kür sağlanan bir tedavisi yoktur ancak iyi bir tedavi ile tam bir kontrolü sağlanabilir. Uygun tedavi alevlenme sıklığınızın azalmasına ve uzun dönemde eklem hasarlarının gelişmesine engel olabilir.
GUTTA NELER OLMAKTA?
Akut Ataklar

Ataklar genellikle hızlı gelişirler. İlk atak sıklıkla gece gelişir. Uyku esnasında gece yarısı aşırı bir eklem ağrısı ile kalkabilirsiniz.

Atak esnasında şunlara dikkat edin:

1.Ani, şiddetli eklem ağrısı
2.Eklemde şişme
3.Eklem çevresindeki deride parlak kırmızı veya erguvani renk değişimi
4.Eklem etrafında aşırı hassasiyet-hatta yatak çarşafının değmesi bile bu alanda şiddetli ağrıya neden olabilir.

Birincisi ataklar çok nadirdir. Ataklar arasında her şeyin normal olduğu, şikayetlerin olmadığı bir dönem vardır. Eğer hastalık tedavi ile kontrol altında tutulmazsa ataklar daha sık gelir ve atakların süresi uzar. Tekrarlayan ataklar eklemlerinizde hasar oluşturur. Ataklardan sonra eklemlerinizde katılık ve hareket kısıtlılığı oluşabilir.
Gut ataklarını şu nedenler tetikleyebilir:
1.Aşırı alkol alımı
2.Hatalı ve aşırı beslenme
3.Cerrahi operasyon
4.Ani, şiddetli hastalık hali
5.Yanlış diyet
6.Eklem travması
7.İlaç tedavileri

Gut’ta ki ağrı ve şişmenin nedeni ürik asit kristallerinin eklemde birikmesidir. Ürik asit vücutta hücre yıkımı sonucu ortaya çıkan normalde bulunan bir maddedir. Kanda eriyik halde bulunur ve böbrekler yoluyla idrarla atılır. Gut hastalarında ürik asit düzeyi kanda çok yükselmiş olup, ürik asit kristalleri eklem ve diğer dokularda birikim yaparlar. Bu da eklemlerin astarı olan sinoviyumda iltihaba neden olur.
Tofüs Gelişimi

Birkaç yıl sonra ürik asit kristalleri eklem ve eklemlerin çevresindeki dokularda birikim yaparlar. Bu kristallerin aşırı birikimleri tofüs olarak bilinir ve deri altında oluşurlar. Tofüs genellikle şiddetle etkilenmiş eklemlerin içinde veya yanında, dirseklerin yanında, parmakların üstünde, ayak başparmağında ve kulak kıvrımında yerleşir. Eğer tofüs gelişiminden korunmazsa veya tedavi yapılmazsa eklemlerde hasar oluşur.

Diğer Problemler

Ürik asit kristalleri böbrek ve idrar yollarında veya idrar kesesinde taş oluşumuna neden olurlar. Birçok faktör bu oluşuma neden olur. Yeteri kadar sıvı alımı olmaması da taş oluşumunu kolaylaştırır. Çünkü sıvı azlığındaki yetersiz idrar miktarı ürik asitin çözünürlüğünü zorlaştırır. Taş oluşumu idrarın düşük asiditesine neden olan metabolik bozukluklardan da kaynaklanabilir. Diğer bir neden de diyet faktörüdür.Bazı insanlarda uygun olmayan diyet ürik asit yapımını artırarak böbreklerde taş oluşumunu artırabilir. Doktorunuz diyetin katkıda bulunan bir faktör olduğundan şüpheleniyorsa idrar tetkiki gerekebilir. İdrar tetkiki vücudunuzdaki ürik asit yapımı hakkında bilgi verecektir. İdrar tetkiki özellikle yararlıdır. Çünkü bazı gut hastalarında ürik asitin üretim ve atılımı geniş sınırlar arasındadır. Bu kişilerde böbrek taşı oluşumu riski yüksektir.

Gut yüksek tansiyona ve böbrek enfeksiyonlarına katkıda bulunabilir. Tüm bu problemler böbrek hasarına neden olurlar.

GUTUN NEDENLERİ NELERDİR?

Hemen hemen tüm gut hastalarında hiperürisemi adı verilen kanda ürik asitin yüksekliği durumu söz konusudur. Fakat hiperürisemik tüm insanlarda gut gelişimi gözlenmemiştir.

Aşağıdaki nedenlerin biri veya ikisi birlikte hiperürisemiye neden olur:

1.Böbrekler yeteri kadar ürik asit atımı gerçekleştiremiyordur.
2.Vücutta aşırı miktarda ürik asit üretimi söz konusudur.

Diüretik (İdrar söktürücüler) tedavisi sıklıkla hiperürisemiye neden olur. Diüretikler fazla vücut sıvısının atılmasını sağlayarak yüksek tansiyonu düşürmek amacıyla kullanılırlar. Bununla birlikte diüretikler böbreklerin ürik asit atılım kabiliyetini azaltarak ürik asitin kan seviyesini yükseltirler.

Kalıtımsal nedenler ve çevresel faktörler de (kilo, alkol kullanımı ve diyet) gut oluşumunda önemli bir rol oynarlar.

KİMLER GUT HASTASI OLUR?

Herhangi bir yaşta meydana gelebilirken genellikle ilk atak 40 – 50 yaşları arasındaki erkekleri etkiler.

Bununla birlikte gut bayanlarda da görülebilir. Özellikle menopoza giren bayanlarda gut riski artmaktadır. Bu bayanlarda osteoartrit görülme sıklığı arttığından gut tanısı koymak güçleşir. Osteoartritte eklem dokusunda hasara neden olarak ağrıya ve eklem hareketlerinde kısıtlamaya neden olur.

TANI NASIL KONULUR?

Gutta tanı doktorunuzun sizi muayene etmesi ve semptomlarınıza ilişkin sorular sormasıyla konur.Doktorunuz kan ürik asit düzeyinizi görmek için kan tahlili isteyebilir. Yalnız şunu hatırlamak gerekir. Kan ürik asit düzeyinin yüksekliği gut hastası olduğunuz anlamına gelmediği gibi normal düzeyleri de hasta olmadığınız anlamına gelmez.

Doktorunuz daha sonra artritin diğer tiplerini de ekarte etmek için muayenesine devam edecektir. Örneğin pseudogut (yalancı gut) ve artrit gibi. Bu iki durumda guta benzemekle beraber ürik asit kristalleri görülmez. Doktorunuz artritinizin tipini saptamak için bazen tutulan ekleminizden eklem içi sıvı alarak kristal yönünden incelemek isteyebilir.

KARACİĞER YETMEZLİĞİ,
NÖROLOJİK HASTALIKLAR,
UYKUSUZLUK,
KİREÇLENME, Kireçlenme toplumda karşılaşılan en sık rastlanan hastalıklardan biridir. Eklemlerimizde bulunan kemiklerimizin yüzeyleri ince bir kıkırdak ile çevrilmiştir. Bu kıkırdaklar, kemiklerimizi darbelerden korur, kayganlık oluşturur, sürtünmeyi engeller ve hasar görmesini önler. Kıkırdağın incelerek kaybolması sonucunda kemikler birbiri üzerine biner. Bunun sonucunda aşınma oluşarak ağrı, hareket kısıtlılığı ve eklemlerde kıkırdak kaybına bağlı olarak iltihaplar oluşur. Bu olaya tıp dilinde osteoartrit yani kireçlenme adı verilir. Kireçlenmeye En sık tutulan eklemler; diz, kalça, el, ayak, boyun ve bel eklemleridir.
KİREÇLENME KİMLERDE GÖRÜLÜR?
• Genellikle 45 yaş üstü kişiler,
• Menopoz dönemindeki kadınlar,
• Sabit iş yapan ve stres altında olan ve kilolu kişiler,
• Futbolcular, güreşçiler ve voleybolcular,
• Asfalt delme makinesi ve benzeri kompresör kullananlarda sık görülür.
Kireçlenmenin Nedenleri
Osteoartrit gelişmesinde rol oynayan birçok etken vardır. Bunları sıralayacak olursak;
• Eklemin aşırı yük altında kalması,
• Yaş, genetik faktörler, mesleki zorlanmalar,
• Eklem ameliyatı geçirilmesi, travmalar, duruş bozuklukları,
• Eklemlerin kötü kullanılması,
• Şişmanlık,
• Aşırı egzersiz,
• Romatizmal hastalıklar,
• Hareketsizlik,
• Genetik faktörler

Osteoartritin belirtileri NELERDİR?
• Eklem çevresinde ağrıya ve şişlik,
• Hareket sonrasında ağrı,
• Dizdeki kireçlenme merdiven çıkma, çömelme ya da eğilip kalkmaya bile engel olur,
• Hareket kısıtlılığı,
• Bazı kişilerde yağmurlu havalarda ağrı ve sızı artar,
• Diz bükümünde ya da belirli hareketlerde çıtırtı sesi,
Sabahları eklem yerlerinde kısmen bir tutukluk yaşanması

Karaciğer hastalıkları :
Kronik döneme geçiş ve kronikleşmiş karaciğer hücresel iltihabi hastalıklarda Termal Kaplıcaları yararlı bir tedavidir. Çocuklardaki bağırsak gelişimi bozukluğu ile karakterize Coliaki sendromunda olumlu sonuç alınır. Karaciğer hücrelerinin hepatitten korunmasında, hepatit sonrası tedavisinde, Kaplıca kürü genel etkisi ile karaciğerin hücrelerinin hayati fonksiyonlarını uyardığı gibi banyo suyunun ısısı, deriden geçen ionlarının doku enzimlerinin aktivasyonlarını hızlandırması söz konusudur.

Safra yolları ve kesesinin yetersizlikleri ve kronik iltihaplarında da Termal kaplıcalarının olumlu etkisi vardır.

Mide ve Bağırsak Hastalıkları :
Hipoasidite ve hiperasiditeye bağlı hazımsızlık şikayeti olanlar Termal kaplıcalarından yararlanırlar. Kronik Gastrit, nezlevi bağırsak iltihapları, kronik enterit, spastik kolit, asabi kaynaklı kabızlıklar. Bağırsak parazitleri, bağırsak salgısı ve safra yetersizliği ile sindirim bozukluğuna bağlı ishaller, hemoroidlerde , özel uygulama yöntemleri ve içme kürleri ile birlikte faydalıdır.

Beslenme- Metebolizma Hastalıkları :
Dengesiz beslenme sonucu ortaya çıkan şişmanlık'da Termal kaplıcaları faydalıdır. şişmanlığın koplikasyonları olan artrozik şikayetler tedavi görür, mide , bağırsak, karaciğer, böbrek fonksiyonları düzenlenir.

Diyabet hastalıkları :
Diyetle veya ağızdan anti-diabetik ilaçlarla kan şekeri düzenlenmiş, şişman veya yaşlı diyabeti, dışarıdan insuline gerek duyulmadığı dönemlerde Termal kaplıcalarından istifade eder. Banyo ve içme kürleri ile kan şekeri düşer.

Böbrek Hastalıkları :
Kronik nefrit, kronik sistit ve kronik prostatitte ve böbrek taşlarında faydalıdır. İçme kürleri , lokal kompreslerle banyolar , özellikle böbrek taşlarında en uygun tedavi yöntemidir.

KAPLICA SUYUNUN İÇİLDİĞİNDE FAYDALARI
Hiçbir rahatsızlığı olmayanların bile senede bir defa içme kürü yapmaları çok faydalıdır. İnsan vücudu yaşadığı sürece organizmada biriken zehirli maddeleri idrar, dışkı, ter, safra, tükürük bezleri ve buna benzer boşaltım yolları ile dışarı atar. Zamanla bu zehirlerin tam olarak dışarı atılması güçleşir, organlar tembelleşir ve zehirli maddeler vücutta birikip artmaya başlar.
Ayrıca Stres, eksoz ve bacalardan çıkan zehirli gazlar, gürültü ve sıkıcı şehir hayatı, hareketsizlik, vücudumuzdaki metabolik faaliyetleri olumsuz bir şekilde etkiler. Bunun sonucu olarak baş ağrısı, iştahsızlık, mide bağırsak tembelliği, kabızlık gibi belirgin şikayetler oluşur, safra kesesi tembelleşir, safra bağırsağa gerektiği kadar akmaz, safra koyulaşır. Karaciğer hücreleri tembelleştiği için safra imalı azalır. Kesedeki koyulaşmış safra kum ve taş teşekkülüne uygun bir ortam haline gelir. Böbrek faaliyetleri de zayıfladığı için aynı olay orada,,da,,olur.

İçmecenin suyu sık aralıklarla içilerek birkaç müsil etkisinden sonra geniş aralıklarla (20-25 dakika) içilerek suyun bağırsak tarafından bir gıda gibi emilerek kana karışması sağlanır. Bu içme kürünün etkili olması için en az 1 hafta veya 10 gün sürmesi uygundur. Devamlı ishal olmak fayda yerine zararlı olabilir, bağırsak mukozasını aşındırdığı için kanama dahi olabilir.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi seyrek aralıklarla içilmesi ile kana karışan su vücudun en uzak köşelerine kadar ulaşarak etkilerini gösterir. Suyun bütün vücudumuzdaki hücrelerin hayati faaliyetini kamçılama, hızlandırma etkisi vardır. Ayrıca suyun aynı yönde radyoaktif etkisi de buna,ilave,,edilmektedir.

Su karaciğer hücrelerini aktive ederek safra imalini artırır, tembelleşmiş kesedeki koyulaşmış safra kesenin aktivasyonu ile bağırsağa ulaşır. Bol yeni safra keseyi doldurup boşaltarak yıkamış olur. Bütün vücudun hücrelerinin aynı şekilde çalışması hızlanarak (aktife olarak) hücreler arası boşluklarda yukarıda bahsettiğimiz nedenlerle biriken metabolizma sonu atılması gereken zehirli zararlı maddeler idrar, safra, ter, dışkı, tükrük, mide bağırsak salgıları, pankreas salgısı gibi boşaltım yolları ile bol bir şekilde dışarı atılır ve vücut tümü ile yıkanmış olarak sağlığına kavuşur. Aynı şekilde vücuttaki bütün hormonların aktive olduğu gibi kadın ve erkek hormonları da aktive edilerek cinsel arzunun uyarılmasını ve yetersizliğin tedavisini sağlar.

Önceki Haberler
bodrium tatilköyü
bodrium tatilköyü

04.11.2011 16:51

bodrium tatil köyü 0212 540 16 16
BODRİUM TERMAL TATİLKÖYÜ holiday spa thermal bodrum
BODRİUM TERMAL TATİLKÖYÜ holiday spa thermal bodrum

22.10.2011 17:25

BODRİUM TERMAL SATIŞ OFİSİ